Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Maker Hareketi ve Hacking

0
1010

Son zamanlarda bolca duyduğumuz “maker hareketi” konusunda yazılar, haberler okuyoruz. Çeşitli anlatımlar ve yöntemler görüyoruz. Genelde robotik çalışmaları, kodlama çalışmaları üzerinden anlatılan “maker hareketi” bizim yaşadığımız coğrafyada yeni bir hareket değil. Binlerce yıllık kültürümüz içinde birçok maker var ve birçok hacking çalışmaları görüyoruz.

Okulumda öğrencilerime kültürümüzden yola çıkarak “maker ruhunu” anlatıyorum. Eğitim yaşamımız boyunca zihnimize kazınan tarihi karelerden ve ünlü deyişlerden yola çıkarak anlatımlar yapıyorum. Bu tarz bir yaklaşım sergilediğimizde öğrencilerimin hedeflediğim ruhu yakalamaları, içselleştirmeleri daha kolay oluyor ve kendilerinin de birer kahraman olabileceği duygusunu hissediyorlar.

Bu yöntemle değerli velilerimizin de aklındaki soru işaretleri kayboluyor. Aslında yüzyıllar boyunca yaptığımız hareketin, gelişen teknolojiyle birlikte aldığı hali görüyorlar.

Yukarıdaki fotoğraf hafızalarımıza kazınmış bir görüntüdür. Fatih Sultan Mehmet’in kullandığı bu yönteme “Gemi Hacking” diyebiliriz. Normalde suda yüzmesi gereken bu taşıt, artık karadan hareket etmektedir.  Amacı doğrultusunda sınırları zorlayan ve gemiyi hack eden bir Hacker Sultan
Sultan Mehmet, kuşatma sırasında top atışları, anlaşmalı olduğu Cenevizlilere isabet ediyor diye “havan topunu” icat edip kullanan, zamanının en büyük maker’larından biridir.
Yine sık atış yapıldığı için çatlayan topların yağlanmasını emrederek, topların çatlamasını önleyen ve bir rivayete göre “makinelerde yağlanma sisteminin atası” kabul edilen yöntemle İstanbul surlarını yıkmayı başarmıştır.


Sultan II. Abdülhamid Han’ın kendi döneminde diplomasiyi hack ettiğini söyleyebiliriz. Zayıf düşen Osmanlı İmparatorluğu’nda tahta geçtiğinde, imparatorluğun içinde bulunduğu zor durumu hepimiz tarih derslerinden hatırlarız. Yaptığı diplomasi görüşmeleri ile savaşı geciktiren, imparatorluğun toparlanmasını sağlayan II. Abdülhamid Han, kendi gücünü değil, Avrupa ülkelerinin güçlerini birbirleriyle çakıştırarak bunu başarmıştır.

Eğitimde Değişim Konferansı‘nın değerli konuğu Prof. İlber Ortaylı hocamızın söylediği bir söz ile II. Abdülhamid Han’ın maker hareketini özetleyelim.

Sayın Ortaylı dedi ki;
II. Abdülhamid Han’ın her yaptığını eleştirebilir, şurası doğru, burası yanlıştı diyebilirsiniz ancak asla marangozluğuna laf edemezsiniz. Çok iyi bir marangozdu, mobilya ustasıydı.”

Ve Kocatepe’de Mustafa Kemal…
Bu fotoğrafı yine hepimizin bildiği “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Ve o satıh tüm vatandır” cümlesiyle birleştirdiğimizde son yüzyılda yetişmiş en büyük maker’ı görürüz.

Büyük taarruzdan önce yapılan savaşa kadar, kabul görmüş savaş taktiği şu şekildeydi;
Savaş hattını, cepheyi, yüksek mevkileri, önemli mevzileri kaybederseniz savaşı kaybetmiş olursunuz.”

Mustafa Kemal Atatürk, kaybedilen hatları, cepheleri gördükten sonra bu emri vermiştir. Kaybedilen her hattan sonra ön gördüğü kadar 2 km, 5km geriye çekilip cepheyi yeniden kurdurmuştur. Bu şekilde kaybedilen her cephe için geriye çekilmiş ve yeni cepheler kurdurmuştur. Savaş literatürüne geçen bu “hack edilmiş” yeni taktiği bilmeyen düşman ordusu, savaşı kazandığını düşünerek ilerlemeye devam etmiştir, Anadolu’nun içlerinde kaybolup gideceklerini düşünmeden.
Ve sonunda, lojistik merkezinden uzaklaşan, destek almakta zorluk çeken düşman hattının gerisine taarruza kalkan Türk ordusu, tamamen bağlantıyı kesmiş ve büyük taarruza geçmiştir.
Sonucu hepimiz biliyoruz.

Sonrasında coğrafya kitabı yazmaktan, ülke kurmaya kadar, derin maker ruhunu gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk, bu toprakların yetiştirdiği en büyük maker’lardan biridir. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakların yetiştirdiği maker atalarımızı ve aziz şehitlerimizi saygıyla anıyorum. Ruhları şad olsun.

Mustafa Güzelgöz, namı diğer eşekli kütüphaneci.
Mustafa Bey, Nevşehir’e kütüphane memuru olarak atandığında kimsenin kütüphaneye gelmediğini görüyor. Günümüzü düşünürsek 1950’lerde bu durumun nasıl olduğunu hayal edebiliriz. Tabi yılmıyor, yüklüyor eşeğine kitapları köy köy dolaşıyor. Her gittiği köye 15 gün sonra geri geleceğini, o zamana kadar kitapları okumalarını söylüyor.  Bununla da yetinmiyor, insanların kütüphaneye gelmesini istiyor. Zenit ve Singer şirketlerine mektup yazıyor, dikiş makinesi istiyor. Zenit 9 adet, Singer 1 adet dikiş makinesi gönderiyor.

İzgören, kitabında Singer’in ilk sponsorluk anlaşması olduğunu söylüyor .(Ahmet Şerif İzgören, 2010, “Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı“)
Köylüler kütüphaneye hücum ediyor, resmini bile görmedikleri dikiş makinelerini kullanmak için. Doğal olarak kütüphanede sıra oluşuyor. Mustafa Bey sırada bekleyenlerin eline kitap tutuşturuyor, boşuna beklemeyin, vakit geçer diye.
Eşekli kütüphaneyi “make” eden, sistemin sınırlarını zorlayan bir “hackerMustafa Güzelgöz. Hakkında daha detaylı bilgi için bahsi geçen kitabı ve hakkında yazılan diğer kitapları okuyabilirsiniz.

İşte bu büyük maker’ların yaptıklarını anlatıyorum öğrencilerime. Yeri geldiğinde eşeğe dahi nasıl değer verdiğimizi, onun heykelini yapan bir kültürümüz olduğunu anlatıyorum.

Sonra,

Sonra robot yapıyoruz birlikte. Maker ruhunu bilerek, hissederek kodlama yapıyoruz. Pet şişelerden arabalar, deniz araçları yapıyoruz.
Öğrencilerim gelecek için, ülkeleri için, insanlık için sınırları nasıl zorlayacaklarını, daha fazla neler yapabileceklerini tartışıyor sınıflarında.
Daha güzel bir dünya için hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Yaşasın maker hareketi, yaşasın #MakerÖğretmenler

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here